Bütün yanlış pozlanmışlar ruhuna.
dozyland
?
Korktun mu? Niye korkayım? Hayvanlığına şaştım!
Sevgiliye Mektup
Merhaba sevgilim, bugun evimin balkonunda oturup seni düşünürken bir anda William geldi. Uzun uzun kapıyı çaldı. Açmadım başta, düşlerimi bozacak keyfimi kaçıracak diye ama bir yerden sonra kapı vuruşları dayanılmaz hale geldi, hele ki: ”orada oldugunuzu biliyorum Sir Cihan lütfen ama” deyince açmak zorunda kaldım.
Bin bir türlü özürden sonra söze girebildi. Yeni bir deneme yazmış sevgilim. Senin şu överek bitiremediğin genç William cesaretini toplayıp deneme yazmış. Yanında azıcık okudum. Bir kadeh şarap içtim biraz daha okudum. Yazıyı yarıladığımda akşam olmuştu nerdeyse, ee dedim aşk yok bu hikayede. Evet efendim dedi. Çocukcağız hiç aşık olmamış. Benden aşkın tarifini istedi ben de şunu dedim delikanlıya; Aşk tarif edilemez ama sevdiğim kadın için şunu söyleyebilirim genç adam; ”Öyle parlak bir ışık çağlayanı olurdu ki gözleri, gökte gece bitti sanarak kuşlar cıvıldardı” sözüm biter bitmez eline kalem kağıt aldı ve bir şeyler not etmeye başladı. Sanırım sözümü beğendi. Sonra apar topar toplandı ve gitmesi gerektiğini söyledi.
Senden ricam şudur ki sevgilim, bir daha kimin iyi yazar olabileceğine daha dikkatli karar ver. Genç yetenek falan değil bu çocuk.
Çocuğu çok konuştuk biliyorum. Seni çok özlüyorum. Beraber ektiğimiz çiçekler kocaman oldular, her gün suluyorum. Ve artık evde sen kokan hiçbir şey kalmadı. Yastıkları yüzümde uzun uzun gezdiriyorum ama hiçbir yeri sen kokmuyor. Gezini yeterince uzatmadın mı? Döneceğin günü sabırsızlıkla bekliyorum. Seni seviyorum.
deneme 1 ki
Saat 9:30 Kadıköy - Eminönü vapuru. İntihar etmek ‘gerizekalılar için acil çıkış kapısıdır’ derdim hep. Sorsalar hala öyle düşündüğümü söylerim. Dokunduğum son şeyin bir demir yığını olması hiç canımı sıkmıyor. Oysa bütün romantikler gibi ben de son nefesimi sevgilime dokunurken vereceğimi hayal ederdim. Olmadı. Sürekli köpüren dalgara doğru uzanıp elimi bıraktığım anda bir ses duydum ya da öyle sandım; ‘ulan, koca gemi nasıl batmıyor?’
Batmaz tabii gerizekalı fizik kuralı!
Bisküvi II
Belen emin olmak için elini aynaya doğru uzattı, üstündeki tozu sildi aynayı aşağı yukarı oynatmaya başladı. David, boşuna bakıyorsun dedi. Göremezsin. Neden diye sordu Belen.
Beatus’ a vardığımızda her şeyi anlayacaksın, şimdi sadece yolun keyfini çıkar dedi.
Araba tozlu ve biçimsiz yollarda son sürat gitmeye devam ediyordu. David arabanın teybine bir kaset koydu ve müzik çalmaya başladı. Bu şarkı Belen’ e bir şeyler hatırlatıyordu, sanki çocukluğundan kopup gelmişti bu tınıltılar. Ben bu şarkıyı biliyorum dedi Belen, kimdi yahu diye düşünmeye başladı. David bilemezsin dedi. Bilemezsin çünkü böyle bir şarkı yok, bu da aynı biraz önce oturduğunu iddia edeceğin bar gibi dedi. Belen duraksadı. Su içmek istedi boğazı düğümlendi, David elini arka koltuğa uzattı ve Belen’e hiç açılmamış plastik bir şişe içinde buz gibi bir su verdi. Belen yine afalladı; Neredeyse bir saattir yoldayız ve su buz gibi diye düşündü. David yumuşak ve sessiz bir tonla hala alışamadın ve hala anlamıyorsun dedi. Belen birden bağırmaya başladı; Durdur şu arabayı, durdur yoksa canını çok fena yakarım dedi. Nasıl yapacaksın onu dedi David. Bilmiyorum ama bir yolunu bulurum dedi. Hemen durdur şu arabayı diye yineledi Belen. David bıyık altından güldü, sakin ol bebeğim zaten geldik dedi.
Belen sıkılıp isyan edene kadar yol hiç bitmeyecek gibiydi, Belen yine fark etmemişti ama arabanın vardığı yer yeşillikler içindeydi. Teksas’ın çölünden buralara nasıl geldik diye düşünmedi bile çünkü artık hiçbir şey rutin değildi.
David arabayı durdurdu hızlı bir biçimde dışarı fırladı ve Belen’in kapısının önüne geldi. Kapıyı nazikçe açtı ve işte Beatus dedi. Belen çatık kaşlarıyla arabadan indi, nazik ve kibar davranışı görmezden gelip iner inmez bir sigara yaktı. Öyle bir asıldı ki sigaraya bütün ciğerleri duman ile doldu. Sesli bir nefes ile geri üfledi dumanı. Arkasını döndü, David elinde beyaz bir kutuyla Belen’e gülümsüyordu. Beatus’a girebilmen için bunları giymelisin dedi ve ekledi; biz burada sigara içmeyiz. Ne var onun içinde gelinlik mi aldın yoksa dedi ve hafifçe gülümsedi Belen. David ufak bir kahkaha attı ve hayır dedi. Benim öyle bir hakkım yok. Belen artık hiçbir şeye inat etmiyordu çünkü manasız geliyordu. Kabullenmiş gibiydi. David’e doğru yürüdü sigarasından bir nefes daha aldı ve suratına üfledi, yüzünde saatlerdir yaşadığı olayları çözmüş olmanın verdiği zevk ve karşı tarafı malup etmenin verdiği hazla gülümseyerek; sanırım ben senin efendinim dedi. David bu sefer daha büyük bir kahkaha attı ve sen şimdi bunları giy ve Beatus’a girmeye hazır ol ‘’-efendim’’ dedi. Şakadan da olsa o garip adamın efendim demesi Belen’in hoşuna gitti. Arkanı dön giyineceğim dedi. Senin hakkında her şeyi biliyorum zaten ama öyle olsun dedi ve arkasına döndü David.
Belen beyaz ıslak elbiseyi giydi. Hazırım diye seslendi David’e. David henüz hazır değilsin dedi. Islıkla çığlık arasında bir ses çıkardı ve ormanın içinden enteresan sesler gelmeye başladı. Tarih öncesinde yaşamış bir kabilenin müziği gibiydi bu, oldukça ilkeldi. Tam tam sesleri ve insan uğultularıyla oluşuyordu. David Belen’in koluna girdi, Belen’in kalbi çok hızlı atmaya başladı. Ormana yaklaştıkça Belen kötüleşiyordu. Duralım dedi David’e, duralım lütfen. Biraz daha yavaş gitsek olmaz mı diye ekledi. David yüzüne gülümsedi, olur.
İki dakika kadar bekledikten sonra David sordu; gidebilir miyiz? Bu ıslak elbiseyi hiç sevmedim dedi Belen, ayrıca neden ıslak diye ekledi. Beatus’a vardığımızda inan her şeyi anlayacaksın dedi, çok az vaktimiz kaldı artık gitmeliyiz dedi David. Belen uzandığı çimlerden kalktı, tekrar David’in koluna girdi, artık kötü hissetmiyordu, emin adımlarla David’e eşlik ediyordu.
Ormana iyice yaklaştılar David Belen’in kulağına eğildi ve -Beatus’a hoş geldiniz efendim burası artık sizin bahçeniz.
Bitti.
http://www.formspring.me/dozyland hakkında sürekli şikayet duyduğum bu siteye ben de üye oldum.
Bisküvi
Hızlı adımlarla kıza doğru yürüdü, eğildi yüzüne 10cm kadar kala keskin ve net bir tonla ‘’ateş var mı?’’ dedi. Elindeki sigarasına rağmen yok dedi kız. Adam hızlı bir şekilde dikildi sert bakışını hiç bozmadan yan masaya gitti. Kız adamı izlemeye başladı, aynı tepkileri gösterecek mi diye göz ucuyla takip etti, adam bu sefer kibar bir şekilde yan masadakilerden rica etti ve sigarasını yakıp yerine geçti. Bar gündüz ve havanın sıcak olmasına karşın hıncahınç doluydu. Zemin katta bulunan bu bara ilk kez gelmişti kız. Gıcırdayan ahşap zemin ve koyu bordo duvarları hoşuna gitmişti. Bence hep buraya gelmeliyiz dedi sonra tekrar adamı düşündü ne garipti. Yakışıklı ama öküzdü dedi.
Kız gözlerini adamdan alamıyordu uzun deri bir paltosu vardı, eskimiş bir deriydi ve yeşile dönmüştü nerdeyse. Kız adamı izlemeye devam ederken adam hızlı bir şekilde kıza döndü ve ben dedi ; Ben David dedi yerinden kalktı kıza doğru yürümeye başladı, mekanda sadece ikisi varmış gibi geldi kıza ayak sesleri diğer bütün seslerin üstüne çıktı tak tak tak, yaklaştıkça ne yapacağını bilemez hale geldi yüzü ısındı elleri terledi ve bi anda bağırdı;’’ ben de Belen o zaman lan’’ dedi, Ne bağırıyorsun, hepimizin bir adı var işte.
Kapıdan içeri süzülen ışık bir an için dalgalandı, Belen aldandı ve kapıya baktı, tekrar adama bakmak üzereyken adam dibinde bitivermişti. Arkadan beyaz saçlı bi teyze ‘’kızım kaç’’ diyordu. Ne istiyorsun ha! diye sordu Belen.
David baktı ‘gel’ dedi, beni takip et. Belen arkasından konuşmaya devam eden teyzeye rağmen David’i takip etmeye karar verdi. David önden paltosunu uçura uçura yürümeye başladı. Attığı her adım Belen’in kafasının içinde inliyordu. Adamın enerjisi ve kararlılığı Belen’in düşünmesine izin vermiyordu. Az önce itici bulduğu hatta yüzüne bağırdığı adamın peşinden gitmek hiç saçma gelmiyordu. Adam bardan çıktı çok sıcak bir Teksas günüydü nefes almakta zorlandı yerden delicesine toz kaldıran bir rüzgar esti, paltosu yine uçuştu kısa bir süre için güneş gözlerini kamaştırdı, Belen arkadan bağırdı ‘’genel parlaklık…’’ adam elini kızın ağzına dayadı sus dedi. Söyleyeceğin veya yapacağın her şeyi zaten biliyorum dedi, bir sigara yaktı. Belen kaşlarını çattığında ‘’uyumu’’ dedi. Elini yavaşça gevşetti ve dumanı yüzüne üfledi, bir şeyler gevelemeye başladı, Belen noluyor yahu diye düşünürken David aynı zamanda ‘’Noluyor yahu!’’ dedi. Belen iki saniye içinde anladı, noluyor diyene kadar David hep aklından geçenleri sıralamıştı.
Aferin dedi David. Şimdi şu arabaya bin ve gidelim dedi. Neden diye sordu Belen, bence hala soru sorman çok saçma uslu bir kız ol ve bin dedi.
Belen korkusuz bir şekilde 1974 model siyah mustang e bindi. Kapıyı sert bir şekilde çekti. Sabaha kadar seni beklemeyeceğim nereye gidiyorsak gidelim dedi. David korkmadığını zaten biliyorum göstermene gerek yok dedi. Motoru çalıştırdı araba gürültülü bir şekilde tozu dumana katarak bardan uzaklaşmaya başladı, kız dikiz aynasına bir göz attı saatlerdir vakit geçirdiği bar yerinde yoktu…
onyonyonyon
oh god!